Sunday, March 14, 2010

tıp bayramı

Einstein "İzafiyet Teorisi" ni ortaya koyduğunda aklından ne geçiyordu bilmiyorum ama, yüzyıllardır gelen bir ihtiyaca kulak verdiği kesindi: o da insanların tek tip olmadığının bilimsel bir açıklamasıydı. İnsanın tadabileceği pek çok acı vardır, bu tamamen nöron hücrelerimizin biyokimyasal etkileşimleriyle ilgilidir, daha fazla veya daha az değildir. Ya da bilime haksızlık etmezsek, açıklayabildiğimiz kadarıyla bu kadardır. Bazı gerçekler vardır ki; amerikan filmlerinde olur, çocuk yıllar sonra evlatlık olduğunu öğrenir "Biyolojik anne/babam nerede?" diye sorar. Bunlar klasik tepkiler olduğu için bilebiliriz. Ama asıl insanı derinden etkileyen şeyler yıllarca süren uğraşlarının sonunda elde ettikleri sonuçların, veya öyle demeyelim sonuca ulaşması gerekmiyor, çalışmaların insanı hangi sonlara götüreceğinin bilinememesidir. Eskiden krallar ordularını "to whatever end" mantığıyla yetiştirdikleri için o kabullenmeyi baştan yaşıyorlardı belkide, yani en azından ben öğrendiklerimin birgün canımı acıtacağını bilemezdim heralde. Hani insan hazırlıklı olmuyor bazen. Etrafındakilere tahliller yapmaya başlıyor, bunu en kolay olan yoldan; kısıtllı bilgisine göre yorum yaparak sağlıyor. CPR(Cardiopulmonary Resuscitation) öğrendiğim günden beri 4 ay geçmedi daha. Ne biliyim pek çok olay birbirini kovaladı vs.. Aileye öğrendiklerini paylaşma evresi eninde sonunda geliyor işte... Birgün baygınlık olmadan, şok pozisyonunda hastaya nasıl davranılması gerektiğini öğretirken, bundan 40 yıl önce ölmüş annenizin babasının nasıl öldüğüne konunun nasıl geldiğini anlayamıyor işte. Diyorum ya hayat bu. Kanserden öldü zannettiğiniz dedenizin, ameliyat sonrası zayıflayan boyun duvarının incelmesi sonucu yırtılan carotis(şah damarı) kanaması sonucu öldüğünü, ölümden kırk yıl sonra annenin öğrenmesi sonucu oluşan havayı engelleyemiyorsunuz işte. Carotisi yırtılan insanın beynine oksijen gitmez, saniyeler içerisinde şoka girer, bilincini kaybeder ve boş gözlerle etrafına bakar. Annem ve diğerleri onun bu son halini görmüşler: gözler açık, bilinçsiz, boynundan kanlar fışkırırken ve beyinden habersiz kalp kan pompalamaya devam ederken ve yine beyinden habersiz diyafram düşen kan ph'ını dengelemek için daha hızlı kasılırken, ve kasıldıkça kanları boğazında düğümlerken... Bugüne kadar çok acı çekti, gözü açık gitti sanmışlar, ama artık annem biliyor ki hiçbirşey hissetmedi bile, huzurlu bir şekilde öldü... Öğrendiğim birşey bir hayatı değiştirdi, aynı zamanda benim de hayatımı değiştirdi. Bir insanın gözündeki sizi dinleyen, sizin ağzınızdan çıkan her rahatlatıcı sözü dikkatle havada kapan, bağımlı hava... Annem ve dedem...

Tıp bayramınız kutlu olsun...

No comments:

Post a Comment