Herşeyi baştan alalım. Herşey pek çok şeyin pek çok şeyin içine girmesiyle başladı. Canlılık dediğimiz varlık birhücrelilerle çıktı ve şuan her canlı o ilk canlının varisi konumunda. Aslında hepimiz biriz. Buradan başlayabilirim mısralarıma:
Bir zamanlar bir çocuk vardı,
Uslu, sakallı, kısa saçlı.
Bir gün o günün hangi gün olduğunu karıştırdı,
Önceki günleri
Sonraki günlerinin içinde kaybolduğu için.
Çocuk o bir günü hiç bilemedi,
Facebook söyledi ona çünkü;
O günü diğer günlerden ayıracak
Öğretmenlerinin doğum günlerini kutlayacaktı.
Sonra bir şey farketti.
Çocuk öğretmenlerinin doğum günleri yerine
Doğum günlerini kutlamıştı
Aynı gün dayısının da doğum günü olduğu için
Aslında doğum gününü de kutlamamıştı
Birşeyler yazmıştı dalgınca.
Normalde söylemediği şeyler söylemişti
"Sayın Hocam", "Sevgili Öğretmenim" gibi
O gün öğretmenlerinin doğum gününü kutlamıştı belki
Hata yaptığını sansa da mutsuz değildi.
Çünkü öğretmenleri bir bakıma onurlandırıyordu
Gene kendi kafasında...
Aslında herşeyi doğru yaptı.
Öğretmenlerinin doğumgününü
Dayısının öğretmenler gününü kutladı
Ama yanlış gelen bir şeyler vardı...
burayı okuyorsanız hayatınızdan pek çok şey kaybetmişsiniz yada kaybetmek istiyorsunuzdur. burada küçüklere, gençlere, erişkinlere veya yaşlılara göre bir materyal yoktur. okunmamak üzere yazılır, arada sırada "aa ne güzel olmuş" denir ve hatırlanmamak üzere kapatılır.
Tuesday, November 24, 2009
Sunday, November 22, 2009
Rod Stewart - Young Turks
Gerçekleşmeyen hayallerimizi toplasak.... Kişi başına kaç hayal kırıklığı düşer? `Köşedeki dönerci` den döner alırken arkamızdan geçen insanlardan kaçıyla birgün karşılaşıp, tanışıp, arkadaş olacağız? Bu dünyada tanıdığımız insanların ne kadar uzağından geçiyoruz ki onlarla karşılaşmadan dışarıda koca bir gün geçirebiliyoruz? Yanımızda olmasını istediğimiz bir insan, ki biz onun çok uzaklarda olduğunu düşünüyoruz, bize ne kadar uzaklıkta?
Hayat zaten çok kısa. Zamanımızın çoğunu kendi dertlerimizin içinde boğularak geçiriyoruz. Çok kızıyorum kendime bazen olmadık şeyleri hayal ederek mutlu olduğum için. Ama dediğim gibi hayat çok kısa. Herşeyi yapamam. Bazen hayal etmek mutlu ediyor ve bunu seviyorum işte. Rod Stewart'ın dediği gibi `don't let 'em ever change your point of view`
Sözleri:
Billy left his home with a dollar in his pocket and a head full of dreams.
He said somehow, some way, it's gotta get better than this.
Patti packed her bags, left a note for her momma, she was just seventeen,
there were tears in her eyes when she kissed her little sister goodbye.
They held each other tight as they drove on through the night they were so exited.
We got but one shot of life, let's take it while we're still not afraid.
Because life is so brief and time is a thief when you're undecided.
And like a fistful of sand, it can slip right through your hands.
Young hearts be free tonight. Time is on your side,
Don't let them put you down, don't let 'em push you around,
don't let 'em ever change your point of view.
Paradise was closed so they headed for the coast in a blissful manner.
They took a tworoom apartment that was jumping ev'ry night of the week.
Happiness was found in each other's arms as expected, yeah
Billy pierced his ears, drove a pickup like a lunatic, ooh!
Young hearts be free tonight.Time is on your side,
Don't let them put you down, don't let 'em push you around,
don't let 'em ever change your point of view.
[instrumental verse]
Young hearts be free tonight.Time is on your side.
Billy wrote a letter back home to Patti's parents tryin' to explain.
He said we're both real sorry that it had to turn out this way.
But there ain't no point in talking when there's nobody list'ning so we just ran away
Patti gave birth to a ten pound baby boy, yeah!
Young hearts be free tonight, time is on your side.
Young hearts be free tonight, time is on your side.
Young hearts be free tonight, time in on your side.
Young hearts gotta run free, be free, live free
Time is on, time is on your side
Time, time, time, time is on your side
is on your side
is on your side
Young heart be free tonight
tonight, tonight, tonight, tonight,yeah
Young hearts be free tonight. Time is on your side,
Don't let them put you down, don't let 'em push you around,
don't let 'em ever change your point of view.
Hayat zaten çok kısa. Zamanımızın çoğunu kendi dertlerimizin içinde boğularak geçiriyoruz. Çok kızıyorum kendime bazen olmadık şeyleri hayal ederek mutlu olduğum için. Ama dediğim gibi hayat çok kısa. Herşeyi yapamam. Bazen hayal etmek mutlu ediyor ve bunu seviyorum işte. Rod Stewart'ın dediği gibi `don't let 'em ever change your point of view`
Sözleri:
Billy left his home with a dollar in his pocket and a head full of dreams.
He said somehow, some way, it's gotta get better than this.
Patti packed her bags, left a note for her momma, she was just seventeen,
there were tears in her eyes when she kissed her little sister goodbye.
They held each other tight as they drove on through the night they were so exited.
We got but one shot of life, let's take it while we're still not afraid.
Because life is so brief and time is a thief when you're undecided.
And like a fistful of sand, it can slip right through your hands.
Young hearts be free tonight. Time is on your side,
Don't let them put you down, don't let 'em push you around,
don't let 'em ever change your point of view.
Paradise was closed so they headed for the coast in a blissful manner.
They took a tworoom apartment that was jumping ev'ry night of the week.
Happiness was found in each other's arms as expected, yeah
Billy pierced his ears, drove a pickup like a lunatic, ooh!
Young hearts be free tonight.Time is on your side,
Don't let them put you down, don't let 'em push you around,
don't let 'em ever change your point of view.
[instrumental verse]
Young hearts be free tonight.Time is on your side.
Billy wrote a letter back home to Patti's parents tryin' to explain.
He said we're both real sorry that it had to turn out this way.
But there ain't no point in talking when there's nobody list'ning so we just ran away
Patti gave birth to a ten pound baby boy, yeah!
Young hearts be free tonight, time is on your side.
Young hearts be free tonight, time is on your side.
Young hearts be free tonight, time in on your side.
Young hearts gotta run free, be free, live free
Time is on, time is on your side
Time, time, time, time is on your side
is on your side
is on your side
Young heart be free tonight
tonight, tonight, tonight, tonight,yeah
Sunday, November 15, 2009
sis
And they don't really know even what they're talkin' aboutOzzy ne güzel söylemiş... Yazı yazmayalı ne kadar çok olmuş. İnsan duygularını biryere boşaltmak istediği için yazıyor herhal. Çok fazla duygu olunca da onları hazmetmek için yeterli vakit olmuyor demek. İstanbul Üniversitesi'nin rektörlüğünde "Ölçemediğin şeyi bilemezsin" gibisinden birşey yazıyormuş. Bilgiyi sınırlı olarak kapsasa da bu kapsadığı yerlerde doğru bir önerme bence. Son zamanlarda ne bildiğini, neleri unuttuğunu, senin için önemli olanı anlayamazsan hayatını nereye götüreceğini, amacının ne olduğunu unutuyorsun. Böyle şeyler sık sık olur. Ama kısa sürer. Bir hedefe doğru ilerlerken sis çökmesi kötüdür. İnsan istediği şeyi görmek ister. O yüzdendir ki futbulda final maçlarında kupa sahanın kenarında bekletilir. Hedef motive eder. Bir de insanın görüşünü bulandıranın, onu istediği şeyden alıkoyanın ne olduğunu anlaması gerekir. Ölçmek burada önemlidir. Örneğin ünlü bir giyim markası olan "London Fog" un ismi tahmin edebileceğiniz gibi bir sisten esinlenerek konulmuştur. London Fog yağmurluk, şemsiye, manto, palto vs.. gibi şeyler üretir. Pazarlama tekniğine göre Sis yağmuru, yağmur da London Fog'u hatırlatacaktır. Ama işin aslı başkadır. Firmaya ismini koyan kişinin o gün gördüğü sis değil bildiğiniz kömür dumanının hava kirliliğine yol açarak şehri karanlığa gömmesidir. Ben de fazla birşey istemiyorum. Biliyorum yol uzun. Bazen yağmur yağacak, bazen yerler buz tutacak, bazen güneş açacak... Bazen de sis çökecek. Sis çöktüğünde bunun nedenini bilmek istiyorum o kadar...
And I can't image what empty heads can achieve
now i am quietly waiting for
the catastrophe of my personality
to seem beautiful again,
and interesting, and modern.
the country is grey and
brown and white in trees,
snows and skies of laughter
always diminishing, less funny
not just darker, not just grey.
it may be the coldest day of
the year, what does he think of
that? i mean, what do i? and if i do,
perhaps i am myself again.
Wednesday, November 4, 2009
Wasting Love - Iron Maiden
Maybe one day I'll be an honest man
Up till now I'm doing the best I can
Long roads.Long days, of sunrise, to sunset
Sunrise to sunset
Dream on brothers while you can
Dream on sisters I hope you will find the one
All of our lives, covered up quickly by the tides of time
Spend your days full of emptiness
Spend your years full of loneliness
Wasting love, in a desperate caress
Rolling shadows of night
Dream on brothers while you can
Dream on sisters I hope you will find the one
All of our lives, covered up quickly by the tides of time
Sands are flowing and the lines are in your hand
In your eyes I see the hunger, and the desperate cry that tears the night
Spend your days full of emptiness
Spend your years full of loneliness
Wasting love, in a desperate caress
Rolling shadows of night
Tuesday, November 3, 2009
fallik dönemde yansıtma problemine saplanmak
Don't remember where I was
I realized life was a game
The more seriously I took things
The harder the rules became
I had no idea what it'd cost
My life passed before my eyes
When I found out how little I accomplished
All my plans denied
Düşün ki Fırat söylemiş olsun bunları. Ne ifade ediyor bu sözler? Bu çocuğa büyüyünce "Siz hazırladınız mı x formunu?" diye sorulup "Evet, Y den aldım yaptım, sen de ordan yap istersen" cevabına karşılık "Ben yaptım zaten Y'den geçirdim" cevabını alınca kafayı attırıyo azcık tabi. Düşün ki göklerde bir tanrı var bu olayları izliyor. Sabah kıçı dona dona okula gidiyo bu çocuk. Yolda Recep İvedik bozması bir karaktere selam veriyor. Sonra asıl tanıdığı(tanıdığını sandığı) insanların yanına gidip onlarla yürüyor okula. Kıç donmasıyla ilgili espriler birbirini kovalıyor. Hava yağmur bırakmayan yağmur bulutlarından dolayı karanlık. Gerçekten orada gülmek istemiyor bu çocuk.
There's got to be just more to it
Then this
Or tell me why do we exist
İki yüzlü insanların yanında olmak istemiyor işte. Ona ne o insanların planlarından. Tamam dünyada yaşıyoruz insanlar hayvanlar falan... Zerre kadar zevk almıyo adam kıçı donuyo. Tüm istediği zamanın 6 yılı bir çırpıda geçirmesi. Sürekli yüzde hesabı yapıyor bu çocuk. Ama öyle bütünü almıyor. Bölüm bölüm %100 lük parçaları yüzdeliyor. Çünkü kendini kandırıyor bu çocuk. Kendini kandırıyor. Biliyor ki bu insanlardan insan olmaz.
Birsürü mutsuz surat var sokaklarda. En yüksek intihar oranı doktorlarda. Doktorların içinde psikiyatrlarda. İnsan benliğini öğrenmeye başlayınca öğrendiği varsayım teorilerle kendini yargılıyor, kendini kalıplara sokmaya çalışıyor. Soktuğu kalıplarda mutsuzluğu görüyor. Çünkü biliyor ki sandalye başında birsürü insanın derdini dinleyen birinin hayatı onlardan etkilenmeden edemez. En azından içi cız eder. Kendine öfke duyar. Kendini tartar, ben onların karşısında nasılım diye. Sonra bunu hastaya belli etmekten korkar. Sandalyesini hastanın yattığı koltuğun arkasına alır, bu sayede hasta anlatırken hastanın anlattıklarına verdiği mimiksel tepkileri hasta görmeyecektir. Psikoanaliz diye birşey geliştirir. Çünkü merak eder. Bunca yıl ne kaybettiğini, bu hayatta neler olup bittiğini merak eder. Acaba ne yapabilirdim diye düşünmekten alamaz kendini. Hastalara yaptıklarından dolayı kızar. Ama bunu açık şekilde belli etmez. Nefretini teorilerinde kullanır. Kendini bir şekilde inandırmalıdır insanların sorunlu olduğuna çünkü. Çünkü o kadar çok şey vardır ki dünyada. O kadar çok görmediği, hayal bile edemediği ama hastalarının ona normal birşeymiş gibi anlattığı şeyler. Bunların nedenini çocuklukta arar ve çocuklukta etkiyen şeylerin çok önemli ve hayat yönlendirici nitelikte olduğunu söyler. Aslında merakı ona binlerce hayatı görmesini sağlamıştır. O da kimsenin yapmadığını yapıp hastalarını sınıflandırmıştır. Onları kutulara hapsetmiştir. Öyle kutulardır ki bunlar yıllar sonra hala "ama tam ayrılmaz birbirinden bu kavramlar, bütünleşiktir" açıklamasıyla savunulabilirler. Halbuki anlamaya çalışanların unuttuğu şey insanın doğasıdır. İnsan herşeyi yaşayamaz hayatta. Belirli şeyleri görür, yapar. Malesef ki ölürken daha yapmadığımız ama yapmak istediğimiz birçok şey olacak.
En baştaki çocuğa gelirsek tekrardan, 6 sene içinde ölmese veya pes etmese iyi olur. Çünkü bu 6 yıl içinde pek bi bok yok.
simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
görüyorum dönence
kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız
uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor
biliyorum dönence
çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes
uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor
duyuyorum dönence
Subscribe to:
Posts (Atom)