Friday, October 30, 2009

edebiyat eğlenceli değildir!

Where can you run to
What more can you do
No more tomorrow
Life is killing you
Dreams turn to nightmares
Heaven turns to hell
Burned out confusion
Nothing more to tell
Everything around you
What's it coming to
God knows as your dog knows
God blast all of you
Sabbath Bloody Sabbath
Nothing more to do
Living just for dying
Dying just for you

Love has given life to you
And now it's your concern

Someone to love me
You know she makes me feel alright

I don't know if I'm up or down
Whether black is white or blue is brown
The colors of my life are all different somehow

I only have one more question
Before my time is through
Please I beg you tell me
In the name of hell
Who are you?

It's complete but obsolete
All tomorrow's become yesterday

Everyone just gets on top of you
The pain begins to eat your pride
You can't believe in anything you knew
When was the last time that you cried
Of all the things I value most in life
I see my memories and feel their warmth
And know that they are good
You know that I should

Wednesday, October 28, 2009

geçiş dönemi nirvana sorunsalı

Artık dünya kaç yılda bir çağ atlıyor bilemiyoruz. Britney Spears adını duyduğumdan beri 10 sene olmuş. Ne biliyim büyük bi olaydı Britney. Sonra ne olduğunu anlamadan biz Eminem çıktı. Çağ dediysem çağın en iyi yansıtıcıları müzikleridir. Tabi post-modern dallamalar da çıkıcak arada, sonra dönüp bakınca "aaa, black sabbath aslında mükemmel bir grupmuş" diyebilmeli dünya halkı. Nirvana ilk albümünü '89 da çıkardı mesela. Guns N' Roses 87 de yayınladı "Apetite for Destruction" u. Mesela Kurt Cobain ilk albüm ilk şarkıya Blew'i koyarken ne düşündü? Kitleler dönüşüme hazır mı acaba? 90'lara geçiyoruz baba! Hadi sözler şöyle olsun:

If you wouldnt mind I would like it blew
If you wouldnt mind I would like it loose
If you wouldnt care I would like to leave
If you wouldnt mind I would like to breathe

İnsan direk kendi nefsine yoğunlaşıyo bunu okuyunca. O zamanların popüler kültürü ne diyor peki?

Michael Jackson:
Annie are you ok?
Madonna:
When you call my name its like a little prayer
Im down on my knees, I wanna take you there
In the midnight hour I can feel your power
Just like a prayer you know Ill take you there

İki dev seks üzerine yoğunlaşmış, kimse kendini dinlemiyor, herkes woo hoo takılıyor sonra bir bakıyorsun, Nirvana Nevermind'ı çıkarıyor 91'de. İlk şarkı Smells Like Teen Spirit.
"Hello" kelimesi 50 kereden fazla tekrar ediliyor şarkı içinde. Nirvana insanların içindeki süper egoya sesleniyor. Buzdağının görünmeyen kısmına şarkı söylüyor. Tabi bunları belirli bir mantık çevresine oturtamam ama yine de insanlığın geliştiğine yorabilirim bence.

Kimse içindeki sesle başbaşa kalmak istemez. '89 da Nirvana olmak zordur. Bazıları Rihanna'nın melez bedenini görünce tüm sorunlarının gittiğini sanar... Kurt Cobain kafasına bi tane sıkar. Kurt Cobain'e Opeth'ten benim için gelsin:

You are beyond all help
Dancing into the void
We are almost there

Nasıl başlamışım yazıya nasıl bitmiş...

And I forget
Just what it takes
And yet I guess it makes me smile
I found it hard
Its hard to find
Oh well, whatever, nevermind

Monday, October 26, 2009

like a rolling stone

How does it feel
How does it feel
To be on your own
With no direction home
Like a complete unknown

Meredith Grey gibi adımda saklı göndermeler olsa keşke de, halk sağlığı önemlidir diye başlayıp konuyu kendime getirebilsem. Ya da RAM(Random Access Memory) ROM(read only memory) ile hayat deneyimlerimi özdeşleştirip işte bu yüzden insanlar unutmayı/hatırlamayı her zaman seçemezler diyebilsem. ROM materyali çok önemli birşey değil. Sorun Harddiskin `corrupted` bölümlerinde. İşletim sisteminin driverı da eskimiş olabilir tabi. Sonuçta kapitalist dünyanın pazarlama devi Microsoft'un dilinden konuşuyoruz. Microsoft her 5 yılda bir kendini satmaya çalışadursun, Linux geliştiricileri Unix'i Windows'la yarıştıracak kadar ilerideler. Linux harddiski de farklı şekillendiriyor zaten. Ama basit bir javayı çalıştıramıyor. Üstünden başkaları mutlu olucak diye odun gibi oluyosun. Mac'e ne demeli. Götü kalkık bir şekilde Unix üstünden prim yapıyor. Bi de hardware beğenmiyo, doğru hardware'i kullanmazsan zikimde diilsin mesajları veriyor. Soruyorum sana 30 dolarlık Mac OS X Snow Leopard 119 dolarlık pazarlama devi microsofttan eksik mi? Mac götü kalkıklığı sayesinde en kral programcılara yazılım yazdırıyor. Microsoft ne diyor? "Daha rahat müzik dinlemek, daha rahat film izlemek..." Linux ne diyor? "It's free!"

And nobody has ever taught you how to live on the street
And now you find out you're gonna have to get used to it
You said you'd never compromise
With the mystery tramp, but now you realize
He's not selling any alibis
As you stare into the vacuum of his eyes
And ask him do you want to make a deal?

Karaktersizsin Linux! Rakiplerinin karşısına iddialı şekilde çıkamadığın için karaktersizin önde gidenisin! Bedava, hayrına dağıtıyorsun da kendini ne işe yarıyor? ÇOMÜ Tıp Fakültesi kütüphanesinin tescilli işletim sistemi oluyorsun. Sen onu bedava değil de 1 dolardan satsan kaç kişi alırdı? Böyle ezik kalırsan kimse almazdı tabi. Dünya iyilik yapanlara iyi bir yer değil. Kimse değerini bilmiyor Linux! Arada iyi insanlara rastlıyorsun onlar seni geliştiriyor ama o kadar! Java da bedava, bak bakalım onu düzgün çalıştırabiliyor musun?

Once upon a time you dressed so fine
You threw the bums a dime in your prime, didn't you?
People'd call, say, "Beware doll, you're bound to fall"
You thought they were all kiddin' you
You used to laugh about
Everybody that was hangin' out
Now you don't talk so loud
Now you don't seem so proud

Kendini asla ucuzdan satma, her hizmetin bir bedeli vardır. Çok ezerler sonra. Yüzü sivilceli siktiriboktan bi ergen veya hayatta bi bok olamamış bi bilgisayar mühendisi alır seni yükler bilgisayarına "aabi bırak yaaa windowsun gözünü seviyim" der. Unutma ki Windows'un satışta vaad ettiği herşeyi hakkıyla ve layıkıyla daha iyi yaparsın sen. Sen hala `open source` takıl, insanların seni geliştirmesini bekle...

When you got nothing, you got nothing to lose
You're invisible now, you got no secrets to conceal.

Thursday, October 22, 2009

varlık felsefesi no.3

And I forget
Just what it takes
And yet I guess it makes me smile
I found it hard
Its hard to find
Oh well, whatever, nevermind

Her davranışımızın, her eylemimizin sonucunda bir sonuca ulaşırız. Sanki kader(female) bir kazak örer, daha doğrusu biz öreriz de sonra boku ona atarız, kazağın son hali hoşumuza gitmez. Sanki böyle burası şöyle olsaydı daha iyi olurdu diyesimiz gelir hep. Mesela dışarıda voleybol oynama şansı yakalarız(yazar burada kendi hayatına sesleniyor). Merdivenleri inip, kantin bahçesini geçip alana ulaşırız. Oynarız böyle biraz. Sonra canımız sıkılır. Ya da çok da oynamak istemeyiz ya hani. O an bi komik olur. İnsanlar canla başla bir topu çeşitli yollarla havada tutmaya çalışırlarken çok komik görünürler. Aslında orada oynamak isteyen kişiler alanın dışında, tellerden acı acı size doğru bakarlar. Çok acıklı bir durumdur. Sonra top yırtılır. İçindeki siyah hava haznesi dışarı doğru salar kendini. Böyle patlamaz ama, patlamasından daha kötüdür hani. Patlayana kadar yenisi alınamaz ama oynarken de zevk alamazsınız. Sonra eve gelir neden bunun hakkında düşündüğünüzü düşünürsünüz. Yoksa siz düşündürtemediklerimizden misiniz? "Neden voleybol oynuyorum ki ben hiç sevmem aslında" dersiniz kendinize. Daha akşama ezberlenecek 100 yeni kelime var diye düşünürsünüz. Birden herşeye vaktiniz olmadığı aklınıza gelir. Benim aklıma Liz Lemon gelir. Aslında herşeye sahip olmak istersiniz(voleybol oynamak, eğlenmek, insanlarla konuşmak, ders çalışmak, felsefe yapmak, buraya yazı yazmak). Ama bir de bakmışsınız ki listeyi tamamlamak için önünüzde o gün için 2 bilemedin 3 saat kalmış. Bilgeliğe küfredersiniz. Kendinizi bir çeşidinden sanarak. Ama asıl cahil olan belki de sizsiniz. Evet size diyorum(yazar burada kendine sesleniyor). Behçet Necatigil dememiş miydi
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi
diye. Artık sahip olduklarımızın değerini bilip ona göre davranmamızın sırası değil midir? Buraya dayınızın hatrına mı geldiniz beyefendi? Okuyup adam olsanıza kuzum! Bu dünyada Allah herşeye sahipse, onun sahipliği seni de kapsıyor be kuzum. Sen kendine sahip olmak ister miydin?

not: bunları yazarken söylenmemiş birşeyler var gibi hissediyorum sürekli, hep eksik birşeyler kalıyor

Wednesday, October 21, 2009

varlık felsefesi no.2

İnsan gününü planlarken insan olduğunu unutmamalı. Mesela `hadi bi sıkılana kadar 30 Rock izliyim` dediğiniz anda Arapların namaz kılmaya harcadıkları vakti harcamış oluyorsunuz bir çırpıda. Aziz Nesin'in `Zamanı Kandıran Adam` diye bi hikayesi vardı. Evet(bkz: evet ile cümleye başlamak) ben de o insanlardan biriyim. Arapların namaza harcadığı vakti kendime kar olarak gören, yolda harcadığım her dakikayı birşeyler yaparak geçirmeye çalışan(okumak, müzik dinlemek), gündüz uyuduğum her dakika için gece geç yatmazsam(hiçbirşey yapmasam bile) gözüme uyku girmeyen bir insanım. Zamanı kandırıyorum çünkü. Çünkü en değerli varlık zaman ve onun her saniyesini birşeyler yaparak değerlendirmek zorundayım(z). Ders çalışmaya başlamadan önce optimizasyon yaparak en az zamanda en çok bilgiyi kafaya yerleştirmeye çalışan birisiyim. Önümde 1700 kelime var. Ezberlesem ezberlerim 2 haftam var, ama büyük bir vakit kaybı gibi geliyor. Çünkü fat32 dosya sistemiyle büyüdüm ben. Biliyorum ki 100 kelime ezberlenirken hata payı %2-3 civarında olur. Eklenen her yeni data hata payını arttırır. Fat32 de 1700 kelimeye yer yoktur. Eklenen her yeni data verinin kopyalanma hızını korkunç derecede düşürür. 2 tane 350 kelime ezberlemekle 1 tane 700 kelime ezberlemek arasında korkunç farklar bulunur. Ey teknolojiden anlamayan tıbbiyeliler! Yeni nesil sizindir uleyn! Varlığınıza `nehlet` olsun!

Tuesday, October 20, 2009

varlık felsefesi no.1

Yeni yeni farkettiğim bir `intelligence` a göre insanlar gerçekten etraflarında gördükleri, sahip olduklarını düşündükleri şeylere anlam yüklüyorlar. Ben de her ne kadar `yüklemiyorum leyyn` desem de ben de şarkılara yüklüyormuşum efendim bunu anladım. Bugün o kadar güzel şarkı dururken insanlara Slayer'dan `god hates us all` u seçmemin sebebi olsa da o gerek. Bir Smells Like Teen Spirit, bir Born To Be Wild dururken neden böyle yaptım? Çünkü o şarkılar benim birer parçam ve God interneti korusun ki onlara birşey olursa çok şey kaybederim. Sana göre çok özel olan cd-case bana göre arşiv kutusu olabilir. Bana göre özel olan bir Opeth parçası, sana `iyiymiş` sıfatında görünebilir. Şüphesiz ki tüm eşyalar değerlidir!

Tuesday, October 13, 2009

born to be wild

Yeah Darlin' go make it happen
Take the world in a love embrace
Fire all of your guns at once
And explode into space

Into the Wild ne kadar huzurlu bir filmdi. İnsanlıktan kaçmak. Gerçek dostlukların çıkar çatışmasına bağlı olmadığını öğrenmek. Gerçeğin insanın yalnız yüzleşemeyeceği kadar acı olduğunu öğrenmek. Burada ne katıyorum hayatıma diye düşünebilmek. Ya da hayatta başka neler olduğunu farkedebilmek ve farkedince harekete geçebilmek...

Burada başka birşeyden bahsedicektim ama bazen konu geldiğinde kaçırmamak gerek. Holden'ın dediği gibi eğer konu başka bir yere kayıyorsa ve insanlar bunu anlamıyorsa hatta bir yanlış olarak görüyorlarsa onların hatası bu. Dün Aşk'ta okudum. Bir sorunun olduğunun farkına varmak ve hiçbirşey yapmamak mı daha kötü yoksa sorunu düzeltmek için harekete geçmek mi? Çünkü ikisi de sıkıntı dolu işlemler aslına bakılırsa. Belli bir düzende yaşıyoruz. Herkesin kendine göre sorunları var ama bunları düzeltmek için hiç büyük adımlar atıyor muyuz? Yoksa herkes gibi kabullenip hayatımıza devam mı ediyoruz?

American Beauty'deki Angela Hayes'ten geliyor:
I don't think that there's anything worse than being ordinary.
Like a true nature's child
We were born, born to be wild

Sunday, October 11, 2009

sims pazar sendromu

Hayat excellent apple'ın outstanding apple'dan daha az iyi olduğunu bilmeyen, bilmek istemeyen veya bilmek için ekstra çaba sarfetmeyen insan topluluğuna güzeldir, eğlencelidir. Great apple da iyidir ama excellent apple kadar iyi değildir mesela. Very nice bile yeter bana. Diyelim ki sims te bi aptallık ettiniz siminizin elma yetiştirmesine heves ettiniz. Çok zor birşeydir perfect'e ulaşmak. Benim gibi elma ağacı kurumadan dispose edemiyorsanız, ya da kendi elinizle seçtiğiniz, belki karakterinze hiç uymayan bi life time wishi gerçekleştirmek için haftada 30 saat çalışmasına katırıyorsanız işiniz zor demektir. Ancak 70 inden sonra ulaşabilir o perfect apple'a. Daha bunun onion'u var, watermelon'u var, lemon'u var, potato'su var... İşinde 8. seviyeye gelene kadar haftada 30 saat çalışacak bi kere. Çalıştığı günleri ele alalım. 6 saati uykuya, 6 saati işe, 1 saati yemeğe, 4 saati garden işlerine, 1 saati social işlere, diğer toilet, bathe vs.. işlerine de 4 saat. Nerede fun? Nerede lifetime wish?

Sunday, October 4, 2009

pazar sendromu

***disclaimer***

aşağıda yazılanlar sadece bana özgü olup tüm insanoğluna maledilmemiştir. "aaa ben de yaşadım bunları", "sensin o manyak" gibi tepkiler beni ilgilendirmez.

***disclaimer***

pazar gününün gelişiyle birlikte başlar.

Semptomlar:

1)Şiş Kafa
Hasta sabah uyanmak istemez. Sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte zaten çabucak geçecek olan bir günün başlamasını istememesindendir.

2)Moronluk
Hasta ne yaşadığına anlam veremediği için afallar. Gelmesini sabırsızlıkla beklediği haftasonu bitmiştir. Yatakhaneye gidecekse evden ayrılma vakti gelmiştir. Gündüzlüyse yarın okulun başlayacağını bilir. Moronca davranır. Ama daha tam belirtiler görülmediği için ne yaşadığına anlam veremez.

3)Ağızdaki Garip Tat
Hasta o gün yediği yiyeceklerden farklı bir tat alır. Bazıları buna "ayrılığın tadı" der.

Tetikleyici Unsurlar:

1)Ütü Kokusu
Annenin yaptığı ütü hastada pazar gününün geldiğine ve artık gideceğine dair düşünceler oluşmasına yol açar. Ütünün o buhar kokusu, ciğerlerine dolar ve hastanın zihninde imgeler oluşmasına yol açar.

2)Banyo
Hastamızın annesi, hastayı iyice bi temizlemeden yeni haftaya başlatmak istemez. Bu yüzden zımparalar gibi lifleyerek hastayı iyice temizler. Bunun tam etkisi hala bilinememektedir.

3)Bavul
Bu sadece yatılı hastalarımıza özgü olup, bir bavulun fiziksel varlığının yanında doldurulmayı bekler pozisyonu hastada yıkıcı etkiye yol açar.

Tedavi

Henüz bilinen bir tedavisi bulunmamaktadır. Hastanın tek yapabileceği şey o günü anlamlı kılabilecek birşeyler yapmasıdır.

Gördüğünüz gibi pazar sendromu denilen hastalık günümüzün gençlerinin başına gelen belalı bir hastalıktır. Annem babamdan öğrendiğime göre emeklilikte geçiyormuş. Esen kalın efenim