Sunday, August 30, 2009

değişmeyen herşey "...." ta kendisidir

"Biraz bekle canım geliyor otobüs" dedi pvc klübede oturan tanıdık yüz. 6 yıl önce "Ücretini veremeyen?" diye soran bu insan şimdi kentkart dolum görevlisi olmuştu. Bu demek ki çok da birşey değişmemişti geçen 6 yılda. Yeni sadece inşaatlar vardı. Kent daha çok inşaat dolmuştu. Mutlukent otobüsü artık eski "Yeni Sistem Dersanesi" nin önünden kalkıyordu. Caminin içine giremeyen seyyar satıcılar inşaatın verdiği kaostan yararlanıp caminin duvar kenarlarına yerleşmişlerdi. Herkes bir şekilde yolunu bulmuştu. Yüzde 80'ini işçilerin oluşturduğu bu kente yıllar pek de birşey getirmemişti. 6 ayda biten Kadıköy Kent Meydanı'nın benzeri Gebze'de 3 yıldır bitemiyordu. Eski olan herşey daha da eskimiş, çok eskiyenlerin yerine aynısının yenisi açılmıştı. Şehir artık Mutlukent'e doğru büyüyordu. Halbuki orada da değişen birşey yoktu. Kırılan pota alttan 3 demirle desteklenmiş, top dışarı kaçmasın diye basket alanının üstü tellerle örtülmüştü. Aslında ben gittiğimden beri orada zaman durmuş gibiydi. Oraya geldiğim anda bunu anlamıştım ki oradaki ben asla değişmeyecektim. Ne insanların gözünde ne kentin gözünde ben hep aynı kalacaktım. Gene ilk gün ortaokul konuşulacak, gene ikinci gün dedikodu yapılacak ve üçüncü güne konu kalmayacaktı.

Geçmişim çok iyi olmayabilir. Orada hayatımın en iyi yıllarını geçirdiğimi söyleyemem. Ama tüm davranışlarımda saf, acemi olduğum biryer varsa o da mutlukenttir. Ömer'le basketbol oynarken sürekli ayakkabılarımdan bahsedip, onların ne kadar iyi olduğunu övmem, Burcu'nun doğum günü olduğunda ne kadar oraya gitmek istesem de annem izin vermediği için ona gelmiyeceğimi sebepsiz, gururumu incitmeden açıklamam, Yasin'le geçirdiğim, saçma sapan yalanlar söyleyip yeni konular yaratmaya çalıştığım, onun da bana aynen yalanlarla karşılık verdiği yalandan da olsa mutluluklar yaşamam... Oranın havasında var bu duygu. Bir daha yaşayamayacağımı bilgiğim ama anılara dalmaktan kaçınamadığım o anlar var. Keşke burada şunları da yapsak, şunu da oynasak, keşke birbirimizi incitmesek, keşke hep birlikte olsak dediğim yerler var. Oranın havasında bunu alıyorum. Ama oradan ayrılmak zorunda olduğumu da biliyorum. Çünkü geçmişe bakarsam oradan asla kopamayacağım. Asla orayı terketmek istemeyeceğim. Yeni anılar katmaya çalışacağım oraya. Ama olmayacak...

Bunları anlatıyorum çünkü ayrılmak böyle birşeydir. Bazen zaman gelir gitmem gerekir ve tüm bunları arkamda bırakırım. Arada bir döner bakarım ki çok birşey değişmemiştir. En çok o an mutlu olurum. Çünkü çok birşey kaçırmamışımdır. Şehir değişmiştir ama o sarılmada, o en saf anda herşeyin aslında aynı olduğunu anlarım. Şehir eskimiştir, ben şehirden kopmuşumdur, artık evime giden otobüsün nereden kalktığını bile bir biletçiye sormam gerekiyodur. Ama insanlar aynı kalmıştır. Dostluklar ölümsüzdür.

Bunlar buradan ayrıldığımda da böyle olacak. Şimdi gidiyorum, yeni bir kente, yeni bir hayata. Arkamı döndüğümde bir kişi olacak orada biliyorum. Ben döndüğümde İstanbul değişmiş olacak. Kadıköye bir otel daha yapılacak. Bir kafe sokağa iki masa daha atacak. Metro yapılmış olacak insanlar Beşiktaş vapurundan inip metroya binecek. Ama sen hep aynı kalacaksın. Seni gördüğümde bir rüzgar esecek. Tüm o anıları akla getiren... Bu bir süre daha devam edecek. Her buluşmamızda yeni birşeyler yapacağız. Ama süre yeterli olmayacak. Birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün... Ama eninde sonunda temelli geleceğim ve hayatımın sonuna kadar hayatımın aşkıyla birlikte olacağım. Bunun için gitmiyorum ama bunun için döneceğim. Ve döndüğümde...

No comments:

Post a Comment