"Şunlardan birer tane alalım mı?" dedi bundan 8 yıl önce şuan adını bile hatırlamadığım benden 2 yaş büyük olduğunu iddia eden çocuk. Bir hastalığı vardı onu bile hatırlamıyorum. Büyümesine engel oluyordu. Ama doğuştan lider bir ses tonu vardı. Bizim evin orada büyük bir ağaç vardı. Ne ağacı olduğunu hatırlamıyorum, ama dallarında şu kapılara asılan zillerden vardı. Rüzgar estikçe yavaşça o çubuklara vuran tokmak huzur dolu bir ses çıkarırdı. Saat sabahın 7 si falandı. O saatte dışarıda ne yapıyordu acaba o çocuk bilmiyorum. Aslında öyle bir çocuk var mı onu bile bilmiyorum (daha önce hiç rastlamadığım birisiydi) ama kendimi ilk kez bir büyük gibi konuşur hissettiğim zaman o zamandır. Çocuğun alalım dediği şey futbol sahalarında görmeye alışık olduğumuz borazanların yandan yemişiydi. Epey ses çıkarıyordu. O zamanlar ses çıkarmak güzel bir şeydi. İnsanlar haftasonu güzellik uykularını çekerken ben bilmediğim bir yere taşınmanın hüznünü yaşıyordum. Borazan çok güzel ses çıkarıyordu. Huzurlu bir zil sesi çıkaran ağacın yapraklarının arasından açılan pencereden çıkan kadın bize bağırıp susmamızı emredene kadar o aleti yırtılıncaya kadar öttürmüştük zaten. Ucuz şeyler hep böyle olur. Zamanında kullanmazsan kullanılmaz hale gelirler. 8 yıl öncesinden hatırladığım bu günün en belirgin anısı o ağaçtaki ses olmuştur. Hala gece sokakta yürürken keşke birisi ağaca zil asmış olsa da yine o sesi duysam dır. O ses benim koruyucumdur. Nereye gidersem gideyim birisi kapısına asmış bile olsa o sesi duyduğumda yalnız olmadığımı anlarım. Nereye gidersem gideyim birisinin beni gözlediğini anlarım. Birisinin tüm bunları planladığını, hayatta bize küçük oyunlar oynamaktan zevk aldığını anlarım ve kendimi güvende hissederim.
Dün gece amcamlara gittik. Dönüşte park yeri bulamadık sokağın biraz aşağısına parkettik. Hafif bir rüzgar esti, dalları sallandıran. Gözlerimi kapadım o ses için. Buradan ayrılmak için bir sebep bekliyordum. Buradan taşınmamı anlamlı kılacak en ufak bir sebep... Ne zil sesi vardı ne borazan. Akasya Sokakta insanlar uyuyordu...
No comments:
Post a Comment