Akasya sokağın girişine geldiğimde self control'ün ilk notaları çalıyordu. Güzel bir gitar introsundan sonra gelen "Oh the night is my world" sözleriyle eve artistik bir giriş yapabilirdim. Az rastlanan bir durum olarak evin boş olması sorunsalı aklımda çıkmıştı. Laura abla kulağımda evin kapısını açana kadar bayağı ter döktüm. Amacım 4-2 bittiğini bilmediğim Türkiye-Estonya maçının son anlarına yetişebilmekti. Odama girdiğimde gözüme çarpan ilk şey burasının benim odam olmadığıydı. Kitaplık adını verdiğim duvara asılı raflardan eser yoktu. Çivilerinin girdiği yerler acemice sıvayla kapatılmıştı. Odama duvardaki mobilyanın sarı rengini veren 40 wattlık masa lambam odayı duvarın soğuk hastane mavisiyle aydınlatıyordu. Masam dediğim yerde konuçlanmış pek çok unutulmuş eşya yüzüstüne çıkmıştı. İnsan yüzüstüne çıkmamasını istediği eşyalarıyla asla yüzleşmemeli dostlarım...
Salona gidip televizyonu açtığımda maçın 89. dakikası oynanıyor, Arda Turan Türkiye Milli Takımı'nın 600. golünü çoktan atmış oluyordu. Televizyonun karşısında dik duran 2,5 kişilik koltuk bana artık onu taşımam için yalvarıyordu. Herşey sonuna gelmişti artık. Görülmemesi istenen eşyalar çıkmıştı artık. Geri dönüş yoktu...
No comments:
Post a Comment