Thursday, April 8, 2010

Diş macunu

Kafası dalgındı. Masasına oturmuş olan biteni düşünüyordu bu düşüncelerle dolu günün tıpkı çalan parçada da olduğu gibi bir eylül akşamı olmasını istedi bir an. Kendini o eylül akşamının yağmurlu hafif kasvetli ve soğuk atmosferine kaptırdı. Kafasındaki onca düşünce tıpkı atlı şovalyeler gibi çarpışıyor ve bu zamana kadar seyrettiği filmlerden en esaslı savaş sahnelerini aklına getiriyordu. Sesler...görüntüler...Masasını gözden geçirmeye başladı bu sefer. Kitaplar, kimbilir ne zamandır orada duran su şişeleri, penguen ve uykusuz önceki haftalardan kalma, şarj aleti aslına bakarsanız herşey vardı masasında hele en ilginç olanı tirbişondu. Kimbilir ne zamandan beri orada duruyordu, bir an için kendini unutup tirbişonu düşündü yalnız köşesine çekilmiş beklentileri olmaksızın sadece duran ve biri onu kullanana kadar belkide orada durmaya devem edicek olan varlığı. Bundan da vazgeçti çünkü gözüne çarpan başka birşey onu tamamiyle apayrı dünyalara götürmüştü. Bu bir dişmacunuydu hala kutusundaydı. Alelacele aldığı o günü ve kullandığı zamanı hatırladı. O gün eczaneye girip hangisini alsam diye düşünürken aslında dişmacunlarının öyle ya da böyle aynı olduklarını ve ne kadar incelersen incele tek farkettiklerimizin kaplarında yazan ilgi çekici sıfatlar olduğunu ve seçimlerimizi onlara göre yaptığımızı farketti. Aslında hayattaki birçok tercihimize ne kadar da benzediğini düşünüp kendi kendine ayaküstü yapılan bu değerlendirmenin yersizliğini farketti. Bunu alıyorum dedi ve eczaneden çıktı. Onun için en güzeli paylaşımın değeriydi, birlikte kullandıkları dişmacunu elindeydi ve dişini fırçalamak istedi bir an o paylaşım anının tadını tekrar yaşayabilmek için. Ve işte gene sandalyesine oturmuş masanın başındaydı, ferahlamıştı ve diş fırçalamak hiç bu kadar güzel olmamıştı...

No comments:

Post a Comment