Sunday, June 20, 2010

İstiklal'de birgün

Kadıköy'den 110'a binilerek başladı bu yolculuk.hava bunaltıcı bir şekilde sıcak.otobüse bindiğimde güneşin vurduğu tarafa mı yoksa gölgede kalan tarafa mı otursam diye karar vermek için adımlarımı ağırdan alarak zaman yarattım kendime.güneşin vurduğu tarafa oturdum evet son kararım buydu,duraktan çıkarken güneş tam da tahmin ettiğim üzere diğer yöne vurmaya başlamıştı artık huzurlu ve umutluydum.yanımda boş kalan koltuğa yaşlı bir teyze oturdu klasik hikayedir otobüs ya da minibüste yanınıza bir teyze oturur ve anlatmaya başlar size herşeyi. açıkçası bu sefer bende konuşmasını istemiştim.konuşmadığı o süre zarfında kendimi yargılamadım değil ki bu yargı cümleleri tamamiyle klasik hikayenin gerçekleşmemesinden ötürüydü. acaba çok mu soğuğum ya da beni beğenmedi mi diye zırvalamalar işte ama sonrasında birşekilde başlayan muhabbet bana verdiği yemek tarifleri,gençlikten yakınmaları ama farklıydı o an için benden daha çok yaşama enerjisi var gibiydi,mutluydu ve 78inde dahi yaşamak eylemini tam anlamıyla yerine getiriyordu. nazım hikmetin de dediği gibi
"YANI, ÖYLESİNE CİDDİYE ALACAKSIN Kİ YASAMAYI,
YETMİŞİNDE BİLE, MESELA, ZEYTİN DİKECEKSİN,
HEM DE ÖYLE ÇOCUKLARA FALAN KALIR DİYE DEĞİL,
ÖLMEKTEN KORKTUĞUN HALDE ÖLÜME İNANMADIĞIN İÇİN,
YASAMAK, YANİ AĞIR BASTIĞINDAN.". çiçekleri vardı o teyzenin de,taa izmitlerden buraya kadar taşımıştı. taksime varıpta iyi günler diledikten sonra teyzeye, istiklaldeki kalabalıktan biriydim ben de artık. burger king önünde arkadaşlarımla buluştuktan sonra tabu,sinema ve yemek üçlüsü ardından duraklara doğru yürürken istiklal caddesinde olan kalabalık bir an dikkatimi çekti. sonra her zamanki gibi yürümeye devam ettim cumartesileri olan protestolardan biridir diye düşünerek. bu kalabalığın bana doğru hızlı adımlarla yaklaştığını arkama dönünce farkettim ve bir mağazanın vitrinine yaklaşarak kalabalığı inceledim ve olanlara anlam vermeye çalıştım. günümüzün çokça reyting alan dizilerinden birinin iki oyuncusuydu yürüyen ve artlarından dörtnala koşturan insanlarla beraber kalabalık bir kitle halinde ilerliyorlardı.arkadan ağır adımlarla yürürken o kalabalığın tam tersi istikamete hareket eden eski tv oyuncularından birini gördüm. işte o an tam o an çok garipti. bundan seneler önce o da gittiği yerlerde bir güruhla karşılaşıyordu belkide ama şimdi o da ordaki herkes gibi normal bir hayat seyrediyordu ve bizler tüketimi son safhada yaşayan insanlar olarak elimizdeki her şeyi bir anlık heveslerle yaşıyor ve sırtımızı dönüyorduk. günü bu şekilde noktalarken akşamın karanlığında köprüden geçmek ve boğazı seyretmek güzeldi. istanbul...şimdi her köşesinde farklı hayatların sürdüğü koskoca bir ülkeyi belkide içinde barındıran şehir..karanlıkta tüm perdeler indiğinde tüm çirkinlikler görünmez olduğunda bu pürüzsüz görüntün izlenmeye değerdi..

No comments:

Post a Comment