Tuesday, November 3, 2009

fallik dönemde yansıtma problemine saplanmak

Don't remember where I was
I realized life was a game
The more seriously I took things
The harder the rules became
I had no idea what it'd cost
My life passed before my eyes
When I found out how little I accomplished
All my plans denied

Düşün ki Fırat söylemiş olsun bunları. Ne ifade ediyor bu sözler? Bu çocuğa büyüyünce "Siz hazırladınız mı x formunu?" diye sorulup "Evet, Y den aldım yaptım, sen de ordan yap istersen" cevabına karşılık "Ben yaptım zaten Y'den geçirdim" cevabını alınca kafayı attırıyo azcık tabi. Düşün ki göklerde bir tanrı var bu olayları izliyor. Sabah kıçı dona dona okula gidiyo bu çocuk. Yolda Recep İvedik bozması bir karaktere selam veriyor. Sonra asıl tanıdığı(tanıdığını sandığı) insanların yanına gidip onlarla yürüyor okula. Kıç donmasıyla ilgili espriler birbirini kovalıyor. Hava yağmur bırakmayan yağmur bulutlarından dolayı karanlık. Gerçekten orada gülmek istemiyor bu çocuk.

There's got to be just more to it
Then this
Or tell me why do we exist

İki yüzlü insanların yanında olmak istemiyor işte. Ona ne o insanların planlarından. Tamam dünyada yaşıyoruz insanlar hayvanlar falan... Zerre kadar zevk almıyo adam kıçı donuyo. Tüm istediği zamanın 6 yılı bir çırpıda geçirmesi. Sürekli yüzde hesabı yapıyor bu çocuk. Ama öyle bütünü almıyor. Bölüm bölüm %100 lük parçaları yüzdeliyor. Çünkü kendini kandırıyor bu çocuk. Kendini kandırıyor. Biliyor ki bu insanlardan insan olmaz.

Birsürü mutsuz surat var sokaklarda. En yüksek intihar oranı doktorlarda. Doktorların içinde psikiyatrlarda. İnsan benliğini öğrenmeye başlayınca öğrendiği varsayım teorilerle kendini yargılıyor, kendini kalıplara sokmaya çalışıyor. Soktuğu kalıplarda mutsuzluğu görüyor. Çünkü biliyor ki sandalye başında birsürü insanın derdini dinleyen birinin hayatı onlardan etkilenmeden edemez. En azından içi cız eder. Kendine öfke duyar. Kendini tartar, ben onların karşısında nasılım diye. Sonra bunu hastaya belli etmekten korkar. Sandalyesini hastanın yattığı koltuğun arkasına alır, bu sayede hasta anlatırken hastanın anlattıklarına verdiği mimiksel tepkileri hasta görmeyecektir. Psikoanaliz diye birşey geliştirir. Çünkü merak eder. Bunca yıl ne kaybettiğini, bu hayatta neler olup bittiğini merak eder. Acaba ne yapabilirdim diye düşünmekten alamaz kendini. Hastalara yaptıklarından dolayı kızar. Ama bunu açık şekilde belli etmez. Nefretini teorilerinde kullanır. Kendini bir şekilde inandırmalıdır insanların sorunlu olduğuna çünkü. Çünkü o kadar çok şey vardır ki dünyada. O kadar çok görmediği, hayal bile edemediği ama hastalarının ona normal birşeymiş gibi anlattığı şeyler. Bunların nedenini çocuklukta arar ve çocuklukta etkiyen şeylerin çok önemli ve hayat yönlendirici nitelikte olduğunu söyler. Aslında merakı ona binlerce hayatı görmesini sağlamıştır. O da kimsenin yapmadığını yapıp hastalarını sınıflandırmıştır. Onları kutulara hapsetmiştir. Öyle kutulardır ki bunlar yıllar sonra hala "ama tam ayrılmaz birbirinden bu kavramlar, bütünleşiktir" açıklamasıyla savunulabilirler. Halbuki anlamaya çalışanların unuttuğu şey insanın doğasıdır. İnsan herşeyi yaşayamaz hayatta. Belirli şeyleri görür, yapar. Malesef ki ölürken daha yapmadığımız ama yapmak istediğimiz birçok şey olacak.

En baştaki çocuğa gelirsek tekrardan, 6 sene içinde ölmese veya pes etmese iyi olur. Çünkü bu 6 yıl içinde pek bi bok yok.

simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
görüyorum dönence
kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız
uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor
biliyorum dönence
çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes
uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor
duyuyorum dönence

No comments:

Post a Comment